Friday, September 2, 2011

1001 Movies You Must See Before You Die

I have a lot of free time on my hands, so I calculated how many of the '1001 movies' I watched until now, you know, you never know I can drop dead tomorrow... I plan on doing these 1001 movies for a while for 'Cinema Mondays'. But first, let's see what films I did watch, the number is 254, we'll see how much more I can watch by the end of the year...

Evet, üşenmedim oturup "Ölmeden önce izlenmesi gereken 1001 film"den kaç tanesini izlemişim hesapladım, malum hayat belli olmaz, yarın bile ölebiliriz, bu kadar iddialı bir soruya kayıtsız kalamayız değil mi?  Bundan sonra 'Sinemalı Pazartesiler'de bir süre bu 1001 film içinden izlemediğim filmlere yer vereceğim. Ama önce neleri izlemişim onlara bakayım, ben hali hazırda bunların 254 tanesini izlemişim, bakalım yıl sonuna kadar bu sayıyı kaça çıkaracağım...



The decade when cinema is born. From this decade, I watched The Great Train Robbery and one of my favorite films of all times Un Voyage Dans la Lune/ A Trip to the Moon with its fantastic decors and extraordinary (!) special effects.

Sinemanın doğduğu yıl... Bu on yılda,  The Great Train Robbery/ Büyük Tren Soygunu ve en sevdiğim filmlerden biri olan, aya seyahati fantastik dekorlar ve muhteşem (!) efektlerle veren film Un Voyage Dans la Lune/ Aya Seyahat var.


From the 1910-1920, we have Griffith's still discussed masterpieces The Birth of a Nation and Intolerance and the film of criminals known as "vampires" Les Vampires/Vampires in the list. This decade was the true birth of cinema, because the last decade was more on experimenting with the camera and finding new technology and this decade created a film language and produced films still enjoyable today.

1910-1920 yılları Griffith'in hala çok tartışılan şaheserleri The Birth of a Nation/Bir Ulusun Doğuşu ve Intolerance/Hoşgörüsüzlük ve vampirler olarak bilinen bir suç grubunun filmi Les Vampires/Vampirler var. Bu on yıla gerçek anlamda sinemanın doğuşu diyebiliriz, zira bir önceki on yıl, daha çok kamerayı ve yeni teknikleri keşfetmeye odaklanmışken, bu on yılda, sinema dilinin oluştuğunu ve bu gün bile izlenebilen filmlerin ortaya çıktığını görüyoruz.



This decade witnessed the birth of Soviet Cinema and the art-house of today and also started the Hitchcock era that will become a true sensation through the world. The first documentaries The Man With the Movie Camera and Nanook of the North, alongside with the stunning performance of Maria Falconetti in La Passion de Jeanne D'Arc/The Passion of Joan of Arc, Luis Bunuel's Un Chien Andalou/ An Andalusian Dog with the eye cutting scene that is identified with the cinema itself today are the highlights of the decade. Another dominant style of the era is the German Expressionism with Das Cabinet des Dr. Caligari/ The Cabinet of Dr. Caligari and the first vampire movie Nosferatu. Also, you can name Alfred Hitchcocks semi-talkie (the film has sound in only half of it, the other half is silent!) Blackmail.

Bu on yıl, bir yandan Sovyet sinemasının doğuşuna, ve bugünkü anlamıyla sanat sinemasının atalarına şahit olurken, diğer yandan da, sinema dünyasını kasıp kavuracak Hitchcock dönemini başlatıyor. Sinema dünyasının ilk belgeselleri Dziga Vertov'un Man with the Movie Camera/Film Kameralı Adam'ı ve Nanook of the North/Kuzeyli Nanook'un yanında, Maria Falconetti'nin müthiş oyunculuğuyla La Passion de Jeanne d'Arc/Jeanne d'Arc'ın Tutkusu, sinemayla özleşen göz kesme sahnesiyle Luis Bunuel'in Un Chien Andalou/ Bir Endülüs Köpeği var. Bu on yılda ortaya çıkan diğer bir tür ise, Alman Ekspresyonist Sineması'ndan Das Cabinet des Dr. Caligari/ Doktor Caligari'nin Muayenehanesi ve ilk vampir filmi Nosferatu var. Alfred Hitchcock'un filmi ise yarı sesli (gerçekten filmin bir kısmında ses var, kalanında yok!) Blackmail/Şantaj.


30's are very important for the history of cinema both because of the transition of talkies and the arrival of first color movies. The most important art movies of the decade are Luis Bunuel's Age D'Or/ The Golden Age, the most important film of French Impressionism Partie de Campagne/ A Day in the Country and the controversial Nazi propaganda film of Leni Riefenstahl Triumph des Willens/ Triumph of the Will. This decade is also important for the most genuis comedian Charlie Chaplins' movies City Lights and Modern Times, the creator of suspense genre, alongside with Hitchcock, Fritz Lang's M, one of the first Disney movies Snow White and most beloved classics The Wizard of Oz and Gone with the Wind. 

1930'lar hem sesli sinemaya geçiş, hem de ilk renkli filmlerle, sinema tarihinin en yenilikçi on yılı. Bu on yılın en önemli sanat filmleri Luis Bunuel'in L'Age D'Or/ Altın Çağ'ı ve Fransız İmpresyonist akımının en önemli filmi Partie de Campagne/ Bir Kır Eğlencesi'nin yanı sıra, tartışmalar yaratan Leni Riefenstahl'ın Nazi propoganda belgeseli Triumph des Willens/İradenin Zaferi. Ayrıca bu on yılda gelmiş geçmiş en dahi komedyen Charlie Chaplin'in City Lights/Şehir Işıkları ve Modern Times/Modern Zamanları, Hitchcock'la beraber gerilim sinemasını yaratan Fritz Lang'ın M'i, ilk Disney filmlerinden Snow White/ Pamuk Prenses, ve on yılın en sevilen klasikleri The Wizard of Oz/ Oz Büyücüsü ile dünyanın en güzel aşk filmlerinden biri Gone with the Wind/Rüzgar Gibi Geçti ise, gerçekten ölmeden önce izlenmesi gereken filmler arasında.

Most important films of the 40's include Citizen Kane of the genius Orson Welles, Rossellini's Roma, Citta Aperta/ Rome, Open City and Kurosawa's Rashomon. The unforgettable classics of the era are Gilda, Casablanca, The Postman Always Rings Twice and It's a Wonderful Life. The darker side of cinema of the 40's are Hitchcock's Rebecca and the birth of film noir with Double Indemnity. Besides these classics, the films I watched this decade are; Beauty and the Beast, the sailor comedy with Gene Kelly and Frank Sinatra On the Town and Disney animations Fantasia, Pinocchio and Dumbo.

1940'lı yılların en önemli filmleri sinema dahisi Orson Welles'in Citizen Kane/Yurttaş Kane'i, bunun yanında Rossellini'nin Roma, Citta Aperta/ Roma, Açık Şehir'i ve Kurosawa'nın Rashomon'u var. Dönemin unutlumaz klasikleri Gilda, Casablanca, The Postman Always Rings Twice/Postacı Kapıyı İki Kere Çalar ve It's A Wonderful Life/Şahane Hayat. Hitchcock'un Rebecca'sının yanı sıra, bu on yıl aynı zamanda Double Indemnity/Çifte Tazminat ile film noir'ın da başlangıcına tanıklık ediyor. Bunun dışında bu on yıla ait izlediğim filmler; Beauty and the Beast/ Güzel ve Çirkin, Gene Kelly ve Frank Sinatra'lı denizci komedisi On the Town/Denizciler Geliyor ve Walt Disney çizgi filmleri Fantasia, Pinocchio/Pinokyo ve Dumbo.


The importance of the 50's lies for me in French New Wave and the beginning of Godard's carrier. The film I saw this decade includes the New Wave films A Bout de Souffle, Alain Resnais dealing with Nazis Nuit and Bruillard and another face-off with the 2nd World War Hiroshima Mon Amour. The American cinema was thriving in this decades with big studio movies, like my favorites Gigi with the calm beauty of Leslie Caron, Barefoot Contessa, Roman Holiday and Singin' in the Rain, but also Sunset Boulevard, An American in Paris and Seven Brides for Seven Brothers. The films I watched continue with a Tati comedy Mon Oncle, the angry men of Britain 12 Angry Men, those of the two biggest stars of the era; Marilyn Monroe's Gentlemen Prefer Blondes, Some Like it Hot and the film that created James Dean's short but fabulous career Rebel Without a Cause, Kurosawa's Seven Samurai and Rear Window, The Man Who Knew Too Much, The Wrong Men of Hitchcock.

1950'lerin benim için en önemli yanı, Fransız Yeni Dalga'nın ve dolayısıyla Godard'ın ortaya çıkışı, bu yılda Yeni Dalga akımından A Bout de Souffle/Serseri Aşıklar, Alain Resnais'nin Nazilerle hesaplaşması Nuit et Brouillard/Gece ve Sis'i ve Hiroshima Mon Amour/ Hiroşima Sevgilim bu on yılın en önemli sanat filmleri. Benim en sevdiğim filmler arasında olan güzelim Leslie Caron'lı Gigi, Barefoot Contessa/ Çıplak Ayaklı Kontes, Roman Holiday/Roma Tatili ve Singin' in the Rain/Yağmur Altında'nın yanı sıra, dönemin keyifli stüdyo filmleri Sunset Boulevard/ Sunset Bulvarı, An American in Paris/ Paris'te Bir Amerikalı, Seven Brides for Seven Brothers/Yedi Kardeşe Yedi Gelin. Bunun yanında Tati komedisi Mon Oncle/Amcam ve İngiliz'in kızgın adamları 12 Angry Men/ 12 Kızgın Adam, dönemin iki starı Marilyn Monroe'dan Gentlemen Prefer Blondes/Erkekler Sarışınları Sever ve Some Like it Hot/Bazıları Sıcak Sever ve James Dean'li Rebel Without a Cause/Asi Gençlik, Kurosawa'nın Seven Samurai/Yedi Samuray'ı, ve Hitchcock'un Rear Window/Arka Pencere, The Man Who Knew Too Much/Çok Şey Bilen Adam ve The Wrong Man/Lekeli Adam'ı, dönemin izlenmesi gereken filmlerinden.



The 60's are the decade of the thrillers as much as the art films. While French New Wave continues with my favorites of Godard Vivre Sa Vie, Pierrot le Fou, Week-end and Truffaut's Jules et Jim, this decade has a high importance for Fellini with 8 1/2 and Guiletta degli Spiriti/Juliet of the Spirits. Also Antonioni's Blow-up, his long lost film The Passenger and Chris Marker's La Jetée are the other famous art films. But for me, the best films of this decade are, without any hesitation or doubt, Ingmar Bergman's Persona and Luis Bunuel's Belle Du Jour.

1960-1970'ler sanat filmleri kadar bilimkurgu filmlerinin de on yılıdır. Fransız Yeni Dalgası Godard'ın en sevdiğim filmleri Vivre Sa Vie/Hayatı Yaşamak, Pierrot le Fou/Çılgın Pierrot ve Week-end/Hafta Sonu ve Truffaut'nun Jules et Jim/Jules ve Jim'iyle devam ederken, bu on yıl Fellini için de çok üretken geçer; 8 1/2 ve Juliet of the Spirits. Aynı zamanda Antonioni'den Blow-up ve The Passenger ve Chris Marker'dan La Jetée de dönemin önemli sanat filmlerindendir, ama benim için bu yılın en önemli filmleri hiç tartışmasız Ingmar Bergman'ın Persona'sı ve Luis Bunuel'in Belle de Jour/Gündüz Güzeli'dir.


Other directors who put their stamps in this decade are Hitchcock with Psycho, The Birds and Marnie and Stanley Kubrick with the absurd politic satire of the nuclear era Dr. Strangelove or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb and 2001 A Space Odyssey. The intelligent sci-fi Planet of the Apes, classics of the era Breakfast at Tiffany's, Bonnie and Clyde, Goldfinger and Rosemary's Baby are the other films who made the list for the 60's.

Bu on yıla damgasını vuran diğer isimler ise Psycho/Sapık, The Birds/Kuşlar ve Marnie ile Alfred Hitchcock ve absürd politik hicvi Dr. Strangelove or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb/ Garip Doktor ve uzay macerası 2001 A Space Odyssey/ 2001 Uzay Yolu Macerası ile Stanley Kubrick'tir. Bunun yanısıra bilimkurgu olarak Planet of the Apes/ Maymunlar Cehennemi,  dönemin unutulmaz klasikleri Breakfast at Tiffany's/Tiffany'de Kahvaltı, Bonnie and Clyde/Bonnie ve Clyde, Goldfinger/Altınparmak ve Rosemary's Baby/Rosemary'nin Bebeği dönemin diğer önemli filmleri.



The list grows bigger when we're closer to our times of course. I think the highlight of 70's-80's is the boom in horror and suspense films. The Exorcist, The Texas Chainsaw Massacre, Don't Look Now, Jaws, Carrie, The Hills Have Eyes, Halloween and Alien. Besides those, this was the decade when we met the sensational trilogies Star Wars and Godfather.

Günümüze yaklaştıkça izlediğim filmler artıyor tabii. 1970-1980'lerin en önemli özelliği korku ve gerilim filmleri patlaması olsa gerek. The Exorcist/Şeytan, The Texas Chainsaw Massacre/Teksas Katliamı, Don't Look Now/Büyü, Jaws, Carrie, The Hills Have Eyes/Tepenin Gözleri, Halloween/Yabancı ve Alien/Yaratık. Bunun yanında on yıla damgasını vuran Star Wars/Yıldız Savaşları ve Godfather/Baba serisiyle de bu on yılda tanıştık.


The masterpieces of the art scene in this decade are Truffaut's La Nuit Américaine, Passolini's Salo o le 120 Giornate di Sodoma/ Salo or the 120 Days of Sodom and Fellini's Amarcord. For me, the most important film of this decade is Maysles Brothers Rolling Stones documentary Gimme Shelter. We must also name Polanski's Chinatown, Kubrick's Barry Lyndon and Clockwork Orange, Scorcese's Taxi Driver and One Flew Over the Cuckoo's Nest and Monty Python as the other important movies of the era.

Sanat filmlerine gelirsek, Truffaut'dan La Nuit Américaine/Amerikan Gecesi, Passolini'nin Salo o le 120 Giornate di Sodoma/ Salo ya da Sodom'un 120 Günü ve Fellini'nin Amarcord'u. Benim için bu on yılın en önemli filmlerinden biri ise Maysles Kardeşler'in Rolling Stones belgeseli Gimme Shelter'dır. Polanski'nin Chinatown/Çin Mahallesi, One Flew Over the Cuckoo's Nest/Guguk Kuşu, Monty Python, Kubrick'in Barry Lyndon'ı ile Clockwork Orange/Otomatik Portakal'ı ve Scorcese'nin Taxi Driver/Taksi Şoförü dönemin diğer önemli filmlerindendir.


Again, we met with the sci-fi Close Encounters of the Third Kind, Rocky, Woody Allen's Annie Hall and David Lynch's Eraserhead in this decase. The decade also witness some fun musicals; Grease and Cabaret.

Yine bilimkurgu filmlerinden Close Encounters of the Third Kind/ Tehlikeli İlişkiler, Rocky, Woody Allen'ın Annie Hall'ı ve David Lynch'in Eraserhead'i de bu on yılda görme zevkine kavuştuk. Grease ve Cabaret/Kabare de dönemin eğlenceli müzikallerinden.

To tell you the truth, 80's are not my favorite decade, neither it was the cinema's favorite. In the 80's blockbusters invaded the market. Nevertheless, we must name a couple of action-filled flics Scorcese's Raging Bull and Ridley Scott's Blade Runner and Spielberg's E.T. and Poltergeist. Paris, Texas by Wim Wenders is the hidden gem of the 80's. Plus, the first Turkish film enters the list; Yılmaz Güney's The Road. Best of the blockbusters are as follows; Nightmare on the Elm Street and my favorite Ghostbusters.

Doğrusunu söylemek gerekirse 80'li yıllar çok sevdiğim yıllardan değil. 80'lerde daha çok Blockbuster'ların saldırısı altına girmiş bulunuyoruz. Bunun yanında Scorcese'nin Raging Bull'u ve Ridley Scott'ın Blade Runner'ı gibi aksiyon yüklü filmlerle, Steven Spielberg'ün E.T. ve Poltergeist'ı dikkate alınması gereken filmlerden. Wim Wenders'ın 'Paris, Texas'ı ise 80'lerin saklı kalmış incilerinden. Ayrıca listeye giren ilk Türk filmi Yılmaz Güney'in Yol'u da bu on yıldan.
Blockbuster'ların en iyileri ise Nightmare on the Elm Street/ Elm Sokağı'nda Kabus ve favorim Ghostbusters/ Hayalet Avcıları.


If we must continue with the 80's, we find more blockbusters; Batman, Die Hard, Naked Gun, Back to the Future. We had some good films thoughİ David Lynch's Blue Velvet, Woody Allen's The Purple Rose of Cairo (my favorite from the 80's) and Almadovar's Women on the Verge of a Breakdown also appeared in this decade. The biggest hit of the era were When Harry Met Sally, Top Gun and Goodfellas.

80'lere devam ettiğimizde karşımıza yine Blockbuster'lardan Batman, Die Hard/Zor Ölüm, Naked Gun/Çıplak Silah ve Back to the Future/Geleceğe Dönüş geliyor. Bunların yanında David Lynch'in Blue Velvet/Mavi Kadife'si, Woody Allen'ın Purple Rose of Cairo/Kahire'nin Mor Gülü filmi (80'lerin favorisi) ve Almodovar'ın Women on the Verge of a Breakdown/Sinir Krizi Eşiğindeki Kadınlar'ı gibi daha ciddi filmler var. Dönemin en çok tutan filmleri ise, romantik komedi When Harry Met Sally/Harry Sally'le Tanışınca, Top Gun ve Goodfellas.
I find 90's to be such a better decade than the 80's. First, the cults Natural Born Killers and Tarantino's Pulp Fiction and Reservoir Dogs were born in this decade. With them, we have Dances With the Wolves, Pretty Woman, Thelma&Louise, Jurassic Park and Dracula. The most special films of the decades were Kieslowski's Trois Couleurs/Three Colors, Forrest Gump, Shawshank Redemption and Spielberg's Schindler's List.

90'lı yıllar sinema için 80'lerden çok daha keyifli yıllardı. Öncelikle kült filmlerden Natural Born Killers/Katil Doğanlar ve Tarantino'nun Pulp Fiction/Ucuz Roman ve Reservoir Dogs/Rezervuar Köpekleri hayatımıza bu on yılda girdi. Bunun yanında Dances With the Wolves/Kurtlarla Dans, Pretty Woman/Özel Bir Kadın, Thelma&Louise, Jurassic Park  ve Dracula gibi unutulmaz filmler de bu on yıla ait. Bu dönemin en özel filmleri ise Kieslowski'nin Trois Couleurs/Üç Renk  üçlemesi, Forrest Gump, Shawshank Redemption ve Spielberg'ün Schindler's List/Schindler'in Listesi.
The movie that puts his signature on this era was without a question Braveheart. And Trainspotting was the cult sensation of the decade. Other unforgettable films of the era were Underground with whom the world met Kusturica, The English Patient and Shine. The signature films of the era, which I'm sure we all love, were the dark action pictures Strange Days and Seven. Also the Scream franchise, whose 4th addition was recently on the theaters signifies the soul of the era.

Bu döneme damgasını vuran film kuşkusuz Türkiye'de yıllarca vizyonda kalan Braveheart/Cesur Yürek. Benim için en önemli film ise kült filmlerin kralı Trainspotting. Kusturica'yı dünyaya tanıtan Underground, The English Patient ve Shine yine unutulmaz filmlerden. Karanlık aksiyon filmlerinden Strange Days ve Seven yine hepimizin hatırladığı filmlerden ve benim için 90'lı yıllar filimin alamet-i farikası. Tabii geçen aylarda devamı vizyona giren Scream de dönemin en iyi gerilim filmlerinden.
I saved the best for last. The highlights of the decades were; Matrix, The Sixth Sense, Eyes Wide Shut, Fight Club and Pi. We must also remember the biggest hit on the box-office Titanic and Saving Private Ryan. The film that was talked more about its marketing strategy rather than the film itself The Blair Witch Project and Run Lola Run also must not be forgotten. Besides the epics Braveheart, The English Patient and Titanic, 90's were mostly about blockbuster comedies, dark and futuristic actions and again horror/suspense movies.

Bu son bölümdeki filmler kesinlikle 90'ların en iyileri. Matrix, The Sixth Sense/Altıncı His, Kubrick'in son filmi Eyes Wide Shut/Gözleri Tamamen Kapalı, Fight Club ve Pi dönemin unutulmaz kült filmlerinden. Bunun yanında 90'lar dünyanın en çok gişe yapan filmlerinden Titanic ve Saving Private Ryan'a da ev sahipliği yaptı. Kendinden çok reklam stratejisiyle film tarihine geçen The Blair Witch Project/Blair Cadısı ve Run Lola Run/Koş Lola Koş da dönemin unutulmaz filmleri arasında.
Braveheart, The English Patient ve Titanic gibi epik filmler dışında 90'lı yılların, gişe filmleri komediler, karanlık ve fütüristik aksiyonlar ve korku/gerilim filmleri.


To tell you the truth, I have a hard time spotting trends in the 21st century cinema. Fantastic book adaptations Lord of the Rings and Harry Potter, romantic comedies that grew like weeds, action, horror and art films... In short, the last decade of the cinema has everything we can think of.
My favorites from the first part are Le Fabouleux Destin D'Amélie Poulain, Requiem for a Dream, Amores Perros, Memento and Mulholland Dr. We also have the eternal hits of the box-office Moulin Rouge! and Gladiator. 

Açıkçası 2000'li yıllarda herhangi bir trend bulmakta zorlanıyorum. Lord of the Rings ve Harry Potter gibi fantastik fimler, romantik komediler, macera ve korku filmleri ve sanat filmleri... Kısacası geçtiğimiz 10 yılda sinemaya dair her şey var.
İlk bölümden favorilerim Le Fabouleux Destin D'Amélie Poulain/Amélie, Requiem for a Dream, Amores Perros, Memento ve Mulholland Dr. Bunların yanında Moulin Rouge! ve Gladiator/Gladyatör dönemin unutulmaz gişe rekortmenleri.

My favorite in this section is without a doubt Goodbye Lenin. Alongside it, there are The Pianist, Chicago and Kill Bill. Also there were 2 Turkish films who made it to the list; Distant and Gegen die Wand/Head-On.

Bu bölümdeki favorim hiç tartışmasız Goodbye Lenin. Yine The Pianist, Chicago ve Kill Bill bu bölümün unutulmaz filmlerinden. Listeye giren 2 Türk filmi; Uzak ve Duvara Karşı da bu on yılda karşımıza çıkıyor.
In this last section, my favorites are Lieben der Anderen/The Life of Others and Slumdog Millionaire. Also the not-so-known futuristic distopia flic Children of Men must definitely be on your watch list.

Son bölümde benim favorilerim Oscar ödüllü The Life of Others/Başkalarının Hayatları ve Slumdog Millinaire. Çok tanınmayan fütüristik distopya filmi Children of Men de izlenmesi gereken bir film.

Finally, the end of this long long list. I intent to watch more films from '1001 Movies' and post them here. We'll see how much more I will see by the end of this year.

İşte listesin sonuna da geldik. Bundan sonra niyetim bir süre bu 1001 filmden izleyip listeyi çoğaltmak. Bu yıl sonuna kadar sayının ne kadar arttığını ise hep beraber göreceğiz.

2 comments:

Enes said...

Keyifle okunan güzel bir çalışma. Tek kusuru American Beauty'nin anılmaması :D

The Daughter of God and Alexandre Dumas said...

Teşekkürler Enes, American Beauty'nin afişini koymuşum ama bir şey yazmamışım evet, çok sıkı filmdir oysa ki benim ayıbım:)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails