Tuesday, December 21, 2010

Bir Kedinin Günlüğü


Selamlar, ben Leo, sarmal erkek bir kediyim. Yaşımı tam bilemiyorum, ama genç ve bayağı yakışıklı bir kediyim onu söyleyebilirim. Hikayeme gelince....

Genç yaşta canım çok yandı, dikkatsiz bir sürücü bana çarpınca, kendimi yürüyemez halde sokakta buluverdim. Kalça kemiğiyle bacak kemiğini tutan bağ kopmuş, doktorlar sonra öyle dedi. Bolu Barınağı'na götürüldüm, ama orada bana kimse bakmadı, ne ameliyat, ne bir ağrı kesici... Bir de beni bir sürü köpeğin arasına koydular, neyse geçmişe mazi derler, duygu sömürüsünü bırakalım.



Beni bulduklarında böyleydim işte...


Şimdi yeni evimdeyim. Benim hatunun evi, gerçi içgüveysi yaşıyorum biraz kanıma dokunmuyor değil ama, olsun, kayınvalide de fena değil, geçinip gidiyoruz. Şimdi bizim evlilik bildiğiniz görücü usulü evlilik oldu. Karım internette beni görmüş, beğenmiş, ben o zaman hastanede yatıyordum, ameliyattan sonra iyileşme sürecindeyim, bir de kendimi temizleyemiyorum, öyle bir pisim ki sormayın. Aldı bu beni eve getirdi. Önce ben bir içerledim, tamam anladık görücü usulü evlendik ama, insan bir bana da sorar değil mi yani? Neyse ki karım iyi çıktı, sonra anlaşmaya başladık. Ama ilk günler zordu, o benim huyumu bilmez, ben onun huyunu, bir de bunların dilleri bir acayip, hiçbir şey anlamıyorum...

Bak, eve geldiğim ilk günümde, karıcığımın yatağındayım, ne de pisim ya, üff insan çiçeği burnunda karısının karşısına böyle mi çıkar?

Yine ilk günler, yarama bakın kocaman, çok erkeksi değil mi?

İlk günler geçince anladım ki benim karıcığım bir tane. Tüylerimi tarar, yemeğimi eksik etmez, oyun oynar, hatta bazen ben yemeği beğenmez gibi yaparım, eliyle yedirir, öyle vefalı valla. Ben hastayken uyumadan bütün gece başımda durduğunu, eliyle su içirdiğini bilirim. Bir tane benim karıcığım bir tane.

Şimdi bak bir günümüz nasıl geçiyor anlatayım da, anlayın. Bir kere ben erken kalkmayı severim, saat altı buçuk, yedi dedin mi ben ayaktayım. Ama benim hatun, ooo bıraksan öğleye kadar uyur. Bırakmıyorum, o ayrı tabii. Ayaklarını ısırarak uyandırıyorum diye çok kızıyor, neden anlamadım gitti. Hem ne bu ayrı yataklarda yatmak işi canım, karı-koca dediğin aynı yatakta yatar. Ben de o uyuduğu anda hoop yataktayım zaten, karım bensiz mi yatacak, olacak iş değil yani.

 Benim yerime bu eski pis tavşanla yatmıyor mu, kıl oluyorum, kıl!

Neyse hanım zar zor kalkar, bana kahvaltı hazırlar, ama tek gözü hala kapalı, sonra ben kahvaltımı ederken gidip tekrar yatmasın mı! Gidiyorum yine uyandırıyorum tabii, ama uykusu da bir ağır, bazen uyanmıyor, kaldım mı ben evde bir başıma!

İşte şimdi balkon zamanı, hele balkona güneş vurduysa keyfinden yenmez. Ama bir çay, bir kahve getirenim yok, size söyleyeyim bizim evde bütün gün kahve içilir, o kadar bağırıyorum, istiyorum, bir de damada verelim diyen var mı, yok! Böyle kuru kuru oturuyorum balkonda, allahtan benim hanım biraz sakar, bazen kahveyi yere döküyor da, yerden yalayıp içiyorum, acınacak halim, bir kahve verenim yok ey dostlar. Neyse ben balkonda keyif yapadurayım, bizim hatun kalkar, işte günün en güzel zamanı! O beni okşar, ben onun elini yıkarım (yalarım), sevişir gideriz. Bu öğlen sevişmelerinin üstüne bir şey bilmiyorum valla.

 Yine bloga yazı yazmaya çalışırken yakalandım iyi mi?

Sonra ben şekerleme yaparken, hatun internete girer, sormayın bütün gün bilgisayar kucağında, bir de kıskanç, hayatta bilgisayarını kullandırmaz. Şimdi evde yok da bunları yazabiliyorum, yoksa anında yakalar, bilgisayarın üstünden indirir beni. Amma da değerli bilgisayarı var, hayır ben dışarı bırakmıyorlar ki, gidiyim çalışıp bir iş bulayım, ben kendime o bilgisayarın alasını alırım. Burada ev kuşu halimde nereden bulayım parayı?

Kuş demişken, bu kuşlar yok mu, beni deli ediyorlar dışarıdan. Bir bağırış, çağırışlar, bırakın gideyim diyorum, yok! İlla camdan bakacaksın kuşlara... Ha bir de bu ikisi (kayınvalideyle benim zevce) tuttular bir gün bana tasma taktılar, sokağa çıkacakmışız. Olur mu öyle şey, o kadar kedinin önünde tasmalı gezeceğim, korkuyormuş gibi yaptım, yediler (biraz enayiler biliyor musunuz), neyse hemen girdik içeri, içgüveysilik tamam da, tasma kanıma dokundu abiler ablalar, hiç çıkmam daha iyi.

Kayınvalide normalde sabahları işe gider, ama bazen de gitmez, onda da bir düzensizlik, anlamadım gitti. Uğurlayayım diye kapıya gidiyorum, bakıyorum hala pijamalarıyla oturuyor, bugün gitmeyecekmiş. Gitmesin zaten daha iyi. Size bir sır vereyim mi, hatunun yemekleri iyi güzel de, kayınvalidenin yemekleri yok mu, bayılıyorum, ölüyorum onlara. Bana hamsi yemeği yapıyor mesela, böyle sulu sulu, yumuşacık, aşçının allahı gelse böyle güzel yemek yapamaz. Hatun peşimizde, verme yemek kilo alıyor diye, erkek dediğin biraz kilolu olacak canım, 0 beden erkek mi olurmuş, velhasıl, kayınvalide nereye, ben oraya, belki yemek verir, belli mi olur.

En çok kanıma dokunan ne biliyor musunuz arkadaşlar, bunlar garip bir şeye çişini-kakasını yapıyor, sonra bir yere basıyor, foşşş hepsi gidiyor. Ee ben de onu kullanayım diyorum, izin yok, kapağını kapatıyorlar, o yere ne kadar bassam boşuna, kapak açılmıyor. Ben illa kuma yapacakmışım, yapıyorum, hatun temizliyor. Bence evlilikte bu kadar da içli dışlı olmak iyi değil, bilemiyorum...


Cicim aylarımız işte böyle güzelce geçiyor, ama ne yalan söyleyeyim, ev kedisi olmak güzel şeymiş vesselam.

2 comments:

pisikopati said...

sarı kuzum benim..ne güzel oldu gitmedi bir yerlere..Annene de çok sevgilerimi ve bir "pisikopati" olarak teşekkürlerimi ilet canım.

The Daughter of God and Alexandre Dumas said...

iletirim, gerçi İsviçre'ye gitseymiş şarkıcı taş gibi bir ablanın yanına gidicekmiş, ama ne var yani benim de sesim güzel, ben de taş gibiyim. Hıh!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails