Monday, April 26, 2010

Sinemalı Pazartesiler/ Cinema Mondays-Thomas in Love

Bu hafta duymadığınızı düşündüğüm, 11 ödüllü bir ilk film hakkında yazacağım, 'Aşık Thomas' (Thomas est Amoureux- Thomas in Love).

This week, I'm writing about a film that you probably didn't hear about; 'Thomas in Love' (Thomas est Amoureux).


 
"Eğer hayatınızı odanızdan çıkmadan yaşayabilseydiniz, dışarı çıkmanız için ne olması gerekirdi?"

"If you can lead your life without leaving your room, what would it take to step outside?"




Cevap tabii ki aşk... Belçikalı yönetmen Pierre-Paul Renders'ın 2000 yapımı bu ilk filmi, belirsiz bir gelecekte geçiyor. 32 yaşındaki agorafobik Thomas 8 yıldır odasından dışarı çıkmamıştır. Gelişmiş teknolojinin sayesinde aslında kimsenin odasından çıkması çok da gerekmektedir; görüntülü telefonla herkesle konuşabilir, hatta terapi bile görebilirsiniz, ihtiyacınız olan her şey evinize postalanır, ve en önemlisi sanal gerçeklik gözlüklerinin çok gelişmiş abileri olan sanal gerçeklik kıyafetini giydiğinizde, karşınızdakinin fiziksel her hareketini yanındaymış gibi hissedersiniz. Yani Thomas'ın dışarı çıkması için hiçbir neden yoktur.

Of course, the answer is 'love'... In this first film of Belgian director Pierre-Paul Renders made in 2000, is set in an unknown future. A 32 year-old agoraphobic Thomas didn't leave his room for 8 years. With the help from the high-technology, he doesn't really need it all that much anyway; he could talk to everyone he wants with video-phone, he could get everything he needs posted to his home, and most importantly, with the virtual reality suit, he could make love and feel the touch of the opposite person without having her near him. So, Thomas doesn't have a reason to leave his room anyway. 

Bu hayatı gerçekleştirmek için gereken bütün parayı da sigorta karşılamaktadır, taa ki terapisti Thomas'ı internetten bir tanışma sitesine üye edip, birileriyle tanışmaya zorlayıncaya kadar...

The money he needed comes from the insurance company, until his therapist forces him to meet with someone online on a dating site...

Thomas her ne kadar buradan kendi tuhaflıklarına tahammül edebilecek birini bulsa da, asıl aşkı, yine internet üzerinden yapılan bir genelevde, Eva'yla bulacaktır. Acaba görüntülü telefon ve sanal gerçeklik gerçek aşk için yeterli olacak mı, yoksa Thomas Eva'ya  gerçekten dokunabilmek için evden çıkmak zorunda mı kalacak?

Even though Thomas founds someone who can stand with his abnormalities, he finds real love in a virtual brothel, with Eva, a prostitute. Will live chatting and virtual reality sex be enough for real love or would Thomas finally leave his home to truly touch Eva?

'Thomas est Amoureux'nün ilginç tarafı sadece konusu değil. Daha önce de bu tarz modern toplum satirlerine filmlerde, kitap ve oyunlarda rastlasak da, film hem tarzıyla, hem de muhteşem sanal gerçekçilik giysisiyle benzerlerinden hızla ayrılıyor.

Not only the plot of 'Thomas in Love' is interesting. This kind of modern times satyr is already done in books, films or plays before, but the style of the film and the clever invention of the virtual reality suit really set the difference from the other examples.

Filmin en ilginç tarafı, tamamen Thomas'ın odasında, daha  doğrusu onun görüntülü telefonunun ekranında geçmesi. Bütün filmi Thomas'ın bakış açısından görüyoruz, yani filmin baş karakteri filmde hiç gözükmüyor. Film böylece agorafobik dünyanın klostrofobik hissini izleyiciye geçirmiş oluyor. Hem bu dünyanın yapaylığını vurgulamak, hem de klostrofobikliğini biraz hafifletmek için tüm mekanlar ve kişiler oldukça renkli olarak tasarlanmış, fragmanda da görebileceğiniz gibi bir de alınlarında garip simgeler taşıyorlar. 

The most interesting part of the film is that it shows only Thomas' room, or rather the screen of his video-phone. We watch the hole film in Thomas' Point-of-View; through Thomas' eyes, so we never see the protagonist of the film. This way, it conveys the claustrophobic atmosphere of Thomas' world. To accentuate the artificialness of this world and to lift up the spirit of the film a little bit, all the characters and the places are very colorful and as you can see from the trailer, the characters all have symbols on their foreheads.  



Son olarak şunu söyleyebilirim ki, 'Thomas est Amoureux' çok eğlenceli ve ilginç bir ilk film ve anal sex sahneleri harika! Bir de dip not, Eva'yı Belçikalı Türk oyuncu Aylin Yay oynuyor. İzleyiniz!

Lastly, I must say that 'Thomas in Love' is a very entertaining and interesting first film, and the virtual sex scenes are awesome! Go watch it!

Fragman/Trailer:

Sunday, April 25, 2010

Şehirden Kaçış/Escape From the City



 Dün size Salacak Kahvesi'ni ballandıra ballandıra anlatmıştım, yalnız fotoğrafları yoktu, bu sabah o eksikliği de kapattım.



 İşte kahve burası, eski Salacak İskelesi, tabii sahil şeridi doldurulunca iskeleye de kahve olmak kalmış. Hafta sonu ana-baba günü, pek hoş değil, hafta içi daha keyifli, genelde o zaman Salacak'ın entelleri takılıyor, ki Salacak da entel nufüsu bol bir yerimizdir.

Evim Salacak'a 10 dakika uzakta, Üsküdar'ın tek güzel yeri, cenneti... Çok seviyorum Salacak'ı, ama fiyatları ortada, şimdilik orada oturmak sadece hayal. Neyse, bir güzellik yaptılar bizim mahalleyi Salacak Mahallesiyle bağladılar, artık resmen Salacak Mahalleli bir insanım:)


Burası arkası, hayalimdeki evler....


Kayalıklar, arkada da tersane...


Ve manzarası...

Gelelim şehirden kaçmamın yeni fotoğraflarına. Bu gözlemeciden de daha önce bahsetmiştim, ama hiç fotoğrafını çekmemiştim daha önce. Burası babamla Şile'ye giderken yolda kaybolunca denk geldiğimiz bir yer, size daha önce de bahsetmiştim. Üvezli'ye girmeden önce, kuytu köşede bir yer, eski Şile Yolu zamanında buradan geçiyormuş, ama yeni yolu yandan geçirince burası böyle kuytuda kalmış, iyi ki de kalmış. Bir Gürcü göçmeni çift işletiyordu, çok komiklerdi, maalesef birkaç ay önce adamcağız vefat etti, kadın tek başına kalınca da o neşeli hali gitti, ama bayağı akraba olduk artık gide gele, misal daha Perşembe oradaydık, Pazar yine gittik:)



Hem Şile yolunda, hem de Polonezköy'ün oralarda, sürekli yol üzerlerinde 'garden'lar ve 'country club'lar var, amaç şehirde tek bir yeşil görmeyen insanlar biraz yeşil görsün. Şehirli insanın özellikle yaz aylarında aşermeye başladığı bir durum. Şehirden bir saat uzakta bir sürü köy var, ama şehirli insan şunu unutmuş ki, yeşil demek çamur demek, hayvan demek, böcek demek, n'apıyorlar, böyle hiçliğin ortasını çitle örüyorlar, çoğunluk yere iki puf atıyorlar, sonra sizden kıra gitmek için giriş ücreti istiyorlar. Nefret ediyorum böyle yerlerden, kır istiyorsan, işte yanı göz alabildiğine yeşil, ne ararsın öyle clublarda gardenlarda... Kırın da tadını yine köylüler çıkarıyor, oh börekler hazırlanmış, yayılıyorlar çime, çocuklar top oynuyor, kimse de giriş ücreti istemiyor. Neyse, yeterince çemkirdim, işte ben bu yüzden bu gözlemeciye bayılıyorum, yeşilin ortası, sessiz, sakin... Bir de gözlemeleri çooook güzel. (Aslında onların da fotoğrafını çekecektim, ama çok acıkmışım hepsini yedikten sonra aklıma geldi)

Ve karşısındaki boş alanda papatyalar açmıştı, yerlerde yuvarlandım fotoğrafları çekmek için.





Papatya tarlası....

Saturday, April 24, 2010

Cumartesi sayıklamaları

Havası böyle bir Cumartesi kadar güzel bir şey var mı bilmiyorum? Dün evde pineklerken, bir çıksam Salacak'a doğru bir yürüsem, bir yerde otursam kitap okusam, hava alsam diyordum, ama üşengeçlikten rafa kalkmıştı bu proje.

Sabah bir uyandım, elektrikler yok. Bu vesileyle fark ettim ki, biz hep Türkiye nereye gidiyor, hiç gelişmiyor filan diyoruz ama, şaka maka biz elektrik kesintilerini unutmuşuz. Benim küçüklüğümde neydi öyle ya, bir giderdi tüm gün gelmezdi, mum ışığında ödev filan yapardık. Şimdi neredeyse hiç olmuyor artık. Neyse baktım elektriklerin geleceği yok, ben de bari planımı yürürlüğe sokayım dedim, indim Harem'e. Hava güzel, nasılsa etraf o kadar da kalabalık değil... Bir de Salacak'ın eski iskelesini kahve yapmışlar, tam Kız Kulesi'nin karşısında, bayılıyorum oraya gittim orada kitap okudum, huzura erdim valla. Bu arada sonunda 2 ay süren 'Ve Durgun Akardı Don' maratonu (ya da daha doğrusu Mehter takımı gibi 2 ileri 1 geri gidip gelmeler) sonunda bitti! İllederomanolsun toplantımızı yapalım, uzunca bir yazı sizleri bekliyor. Şimdi ise, Durgun Akan Don'u unuttuğum bir gün D&R'da indirimli görüp aldığım, bir solukta iki film arası 90 sayfa okuduğum 'Muz Sesleri'ne takılıyorum, bitiyor sayılır. 'Ece Temelkuran'dan romancı olur mu olmaz mı?' çekincem vardı ne yalan söyleyeyim, ama oluyormuş, iyi de oluyormuş hem de. Bitmek üzere, yarın öbür gün onunda yazısını yakında burada görebilirsiniz. Bir-iki eleştirim de olacak Temelkuran'ın yazma tarzıyla ilgili (çok önemli ya benim eleştirilerim, 70 milyon bizi izliyor, o da izliyordum buradan ona kokulu öpücükler...)

Bu arada, bir süredir bir şeyler yaşar/izler/okurken hem "Hah bunu bloguma yazarım, bunu yazsam mı" vs. diye düşünmeye başladım, kahvede otururken en sinir olduğum şeylerden birini de buradan yazarım demiştim, yazıyorum.

Şimdi ben baby-face ötesi bir insan olduğum için, hele de yüzümde makyaj yokken 15 yaşında filan gösteriyorum. 25 yaşına geldim hala milletin canımdan cicimlerinden kurtulamıyorum. Benden küçük kasiyerler benimle canımlı-cicimli konuşuyor, her yerde 5 yaşında çocuk muamelesi görüyorum, biraz daha abartsalar yanaklarımı da mıncıklıyacaklar. Sinir oluyorum sinir. Bugünde kahvedeki adam bana "Küçük Hanım başka bir şey ister mi?" dedi, yok artık, çüş yani. Suratlarına haykırmak istiyorum 25 yaşındayım uleeeeyn diye, artık ben de hanım olmak istiyorum, bağyan olmak istiyorum, bıktım yahu!
Alnıma doğum yılımı dövme olarak yaptırsam, ya da nüfus suretini mi yapıştırsam bilemiyorum. Sorun makjayla filan çözülmediği gibi, kafayı yiyip estetik bile yaptırsam insanı yaşlı gösterecek estetik diye bir şey de yok, yanaklarımı mı aldırsam?....

Friday, April 23, 2010

Fotoğraflı Cumalar/ Photography Fridays- Lane Collins

Lane Collins, yine internette gezinirken bulduğum Amerikalı genç bir fotoğrafçı. Fotoğraf serilerinin hangisini bloga koyayım diye çok düşündüm, ama sonunda '9 Portre'  (9 Portraits)'de karar kıldım. Bu seriyi niye bu kadar sevdim bilmiyorum, modeller sıradan ve çirkin insanlar, ondan herhalde. Aslında Hindistan'da çektiği fotoğraflar da çok iyiydi, ama canım bugün hiç öyle koca dağlar, ufuk çizgisi, geniş açı çekmedi işte....

Lane Collins is a young American photographer that I found again surfing the internet. At first, I couldn't decide which series of her to put on this blog, then decided on the '9 Portraits' series. I don't know why I like these photos so much, probably because of the fact that the models are not models, but rather ordinary and even ugly. Her photos from India were also quiet good, but today I didn't feel like huge hills, horizons and wide lens for some reason...



























All photos belong to: Lane Collins

Thursday, April 22, 2010

Anket/ Poll

Daha önce söylemeyi unuttum, eğer blogumun sevgili izleyicileri sağda en üstteki kutucuktan blogda en çok ne tip yazılardan hoşlandıklarını belirtirlerse sevinirim. Hatta, malum çok meraklı bir bünyeyim, siz buraya da yazın ki kişi kişi de bileyim:P

I forgot to say it before, if  you can vote for the type of posts you like most about the blog in the higher-end of the right column, I'll be very happy. In fact, if you can also post it as a comment here, I'll know who is liking what:)

Wednesday, April 21, 2010

Müzikli Çarşambalar/ Musical Wednesday- Rembetiko

Bu haftanın şarkıları da Rembetiko olsun bari. Bilmeyenler için Rembetiko Osmanlı zamanında Ege'de Yunan ezgilerine Türk enstrümanları ve havalarının eşlik ettiği bir müzik türü. Yunanlar Osmanlı'dan Yunanistan'a zorunlu olarak göçünce uzunca bir süre Yunanistan'da yasaklanmış bir müzik türü, daha çok bizim arabeske eş değerde görülüyor.

This weeks songs are Rembetikos. For the ones who don't know what it is, Rembetiko is Greek songs accompanied by Turkish instruments and melodies. After the Greeks were forced to leave Turkey to Greece, Rembetiko was banned in Greece for several years and it's still seen as a low-life music.

Klipler Rembetiko filminden, muhakkak bulup izlemelisiniz, hem müzikleri, hem de hikayesi çok etkileyici.

Videos are from the film 'Rembetiko' by Costas Ferris, you should watch it if you can find it, both the music and the story is very touching.

Mana Mou Ellas (Anam Yunanistan/ My Mother Greece):



Kaigomai Kaigomai (Yanıyorum/ I'm Burning):



Film:


Tuesday, April 20, 2010

Glee







Glee'ye verilen sezon ortası (?) ara nihayet bitti, geçen hafta yeni bölüm yayınlandı. Bir de benim gibi dizikolik birinin buraya çok fazla dizi yazmadığını fark ettim, bu yüzden de kolları sıvayıp bir Glee yazısına girişeyim dedim.

The season break of Glee is over and we had the first new episode last week. I also noticed that a t.v. series-maniac like me doesn't like as many posts about T.V. shows, so I decided to write a Glee post for beginners.

Glee müzikal komedi, şen şakrak, renkli menkli bir dizi. Zaten ben bir şey müzikal oldu mu illa ki severim ama bu gerçekten çok ama çok eğlenceli bir dizi. Bir de altını çize çize Glee'nin Highschool Musical'ın antitezi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Konusu ne derseniz:

Glee is a musical comedy show, funny and colorful. I always love everything musical, but this is really extraordinary. I also have to say here that Glee is the complete anti-thesis of the High-School Musical. Here is the plot:

Amerika'nın küçük bir kasabasındaki lisenin hiç rağbet görmeyen bir Glee Klübü vardır, yani müzikal söyleme ve dans etme klübü.

There is a Glee Club that no one cares about in a forgotten little town of the U.S.A. Glee Club is the musical club by the way, if you don't know what it means.


Bu arkadaş İspanyolca hocası Will Schuester. Glee Klübü'nü yöneten hoca atılınca yerine geçip klübü tekrar canlandırmayı kendine görev edinmiş eski bir Glee'ci.

This dude is the Spanish teacher Will Schuester. When the teacher who directs the Glee Club got kicked out, he takes his place. He tries to revive the Glee glamour and was a fellow Glee-member in his time.


Bu Nazi kılıklı ablamız da ponpon kızların hocası Sue Sylvester. Glee Klübü'ne nedense çok gıcık ve klübün kapanması için her türlü dalavereyi yapıyor. Sonunda müdür eğer Glee Klübü bölgesel yarışmayı kazanamazsa klübü kapatacağını söylüyor.

This Nazi-like gal is Sue Sylvester, the teacher responsible from the Cheerleaders. For some reason she hates Glee club and puts every kind of game to destroy it. At the end, the principle decided to stop Glee Club if they don't win the regionals.


Ama Glee Klübü'nde sadece bu tekerlekli sandalyedeki arkadaşımız Artie...

 But the members are only Artie in wheelchair....


Bu kekeme ablamız Tina...

Tina who stutter....
 

Bu şişko ama sesi çok güzel ablamız Mercedes...

Fat Mercedes wih a wonderful voice...
 

Ve bu da gizli gay ablamız Kurt'tur.

And the closet gay Kurt.


5 yaşından beri yıldız olacağı günü hayal eden bu çok hırslı ve katlanılmaz Barbara Streisand sesine sahip ablamız Rachel'in gelmesi iyi olmuştur, fakat rakipleri Vocal Adrenaline Broadway müzikali kalitesindedir.

When intolerably ambitious Rachel with the Barbara Streisand voice who dream to become a star since she was 5 entered the club, there is a chance for winning, but their biggest competition the Vocal Adrenaline is like a Broadway cast.


Will, çareyi şantajla futbolcuların kaptanı Finn'i klübe dahil etmekte bulur. İşte esas oğlanımız. Klübe girdiği ilk andan itibaren, hem Rachel'in hem de Kurt'ün kalbini çalar.

Will puts the head of the football team into the club with blackmail. This is our main guy if you didn't notice. But he steals the hearts of Rachel and Kurt from the moment he entered to the club.
 

Sue da ajan olarak Finn'in sevgilisi, ponpon kızların lideri Quinn Fabray'i klübe sokar. Aşk üçgeni başlamıştır.

Sue entered Finn's girlfriend, the beautiful Quinn Fabray; the head of the cheerleaders into the club as a spy. And a love triangle begins.


Finn'in en iyi arkadaşı Puck, futbolcudur ve Quinn'le gizli bir ilişki yaşamıştır. O da klübe girer.

Finn's best friend Puck is a Casanova who also had a secret affair with Quinn. He also enters to the club.



Bu da temizlik delisi takıntılı rehberlik hocamız Emma. Kendisi Will'e aşık, onlar da başka bir aşk üçgeni oluşturma yolunda ilerliyorlar, çünkü Will evli.

And this is Emma, the obsessive hygiene-freak guidance counselor of the school. She is in love with Will, which will result in another love triangle, because Will is married.

Gerisi drama, komedi, biraz daha drama ve bolca müzik ve dans. Müzikler ise popüler pop-R&B parçaları ve Broadway müzikalleri arasında gidip geliyor, arada bir de Rock. Bu arada kontrol ettim, bütün şarkıları oyuncular seslendiriyor, zaten çoğu Broadway oyuncuları. Özellikle Broadway'den gelme ve rap eğitimi almış hocamız Will bir dans edip şarkı söylüyor ki, sormayın gitsin.

The rest is drama, comedy, a little more drama and lots of music and dance. The musics are popular pop- R&B songs, Broadway musical pieces and sometimes Rock. Also the cast is singing themselves and most of them are from Broadway. Especially Will, who comes from Broadway and has an education on rap and break-dance is peeeeeerfect!
 

En sevdiğim performansı da buradan size göstereyim, siz de geçin tv'nin karşısına izleyin. Glee'nin 1. sezon bölümlerini Digiturk'ünüz varsa Foxlife'ta her pazar 21.00'de izleyebilirseniz. Yoksa da internet koca bir derya, buluverin:)

I also want to put my favorite part here.

Önce Beyonce'nin berbat şarkısı daha da berbat klibi Single Ladies'in Kurt versiyonu. Zaten bu video ancak parodisi yapıldığında bir şeye benziyor. Kurt de Beyonce'den daha güzel dansediyor bence:

Kurt's version of Beyonce's awful video and song 'Single Ladies'. This video only works in a parody if you ask me and Kurt is way better a dancer than Beyonce:



Ve unutulmaz efsanevi Saturday Night Live parodisini de koyamadan geçemedim, gülme krizi geçirtiyor her izlediğimde (full versiyon, internette çok zor bulunuyor kaçırmayın!), Justin Timberlake& Beyonce:

And the unforgettable incredible performance of Justin Timberlake in the Saturday Night Live parody (full version,  very hard to find in internet, so don't miss it), Justin Timberlake and Beyonce:
 


Justin Timberlake sui tacchi per Beyonce
Yükleyen Video_Gossip. - Film ve TV kanalındaki diÄ�er videolara göz atın

Son olarak oyuncular ve karakterlerin tanıtıldığı röportaj dizisi:

Lastly discovering the Glee cast:

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails