Tuesday, November 16, 2010

Sinemalı Pazartesiler/ Cinema Mondays-Kupa Kızı

Geçen haftaki 'Belle de Jour'un üzerine yeniden 'Kupa Kızı'nı izledim, 1986 yılı Başar Sabuncu filmi 'Kupa Kızı' 'Belle de Jour'un Türk versiyonu ve Müjde Ar'ın oyunculuğuyla zamanında olay yaratmış bir film.


Filmin hemen her bölümü, sahne sahne 'Belle de Jour'la aynı, sadece belli 'Türkleşme' çalışmaları var, ama tam da bu yüzden 'Belle de Jour'un söylemek istediğinden ayrılıyor. Bizim versiyonda Nilgün (yani Séverine) düşük gelirli bir aileden gelen ve tesadüfen zengin ve asil bir ailenin doktor oğlunu 'kapan' bir yeni asilzade. İçine girdiği sosyeteye karşı uyum sorunları yaşıyor. Bu Müjde Ar'ın seksi tavırlarıyla birleşince, karakter soğuk, mesafeli ve asil Séverine'den oldukça uzaklaşıyor. Ben Müjde Ar'ı çok severim, çok güzel ve seksi de bulurum, ama hem karakterin geçmişi, hem de onun kadınlığı asillik görüntüsü vermemiş maalesef.

Diğer Türkleştirilen ve bence filmi mahveden nokta da Nilgün'ün bir annesi olması, hem de ne anne. Cinsel sorunlarının ana noktası olan bu anne, çocukluğundan itibaren cinsellik konusunda onun gözünü korkuturken (bu 10 yaşında bir kürtaj seansını izlemeye götürmesine kadar varıyor!), bir yandan da fakir olduğu için onu sevgilisinden uzaklaştırıyor. Aslında Nilgün'ün kocasıyla evlenmesini de annesi sağlıyor, film boyunca da verdiği müthiş anti-feminist öğütlerle benim nefretimi kazanıyor.


Gelelim filmin 'Belle de Jour'dan ayrılan en önemli noktasına.... Başar Sabuncu ya filmde zengin bir kadının bir genelevde çalışıp orada bir serseriye aşık olmasını çok sıradışı ve tepki çekici bulmuş, ya da Nilgün'ü çok sevdiğinden ona daha iyi bir hikaye yazmak istemiş bilemiyorum, ama filmin sonu 'Belle de Jour'dan tamamen farklı. Séverine'in genelevde tanışıp aşık olduğu adam sonunda kocasının felç olmasına neden olan bir serseriyken, Nilgün genelevde annesi yüzünden ayrılmak zorunda kaldığı ilk sevgilisiyle karşılaşır. Kocasının arkadaşının Nilgün'ü genelevde yakalamasından sonra Nilgün'ün mutluluğunun bozulmaması için adamı ve sevgilisini öldürür ve bir polis tarafından vurulup ölür. Nilgün ise kocasına döner, cinsel sorunları bitmiştir, kısa zamanda da nur topu gibi bir çocukları olur.  

Şunu söylemem gerekiyor ki, bu filmi iyi sonla bitirme isteği filmi baltalamış ve başta verebileceği bütün feminist mesajları da yok etmiştir. Cinselliğini özgürce yaşamaya çalışan kadın, sonunda kocasına geri döner ve anne olur, böylece toplumun ondan istediği her şeyi tamamlamıştır, bekarken bakireliğini koruma, evlenme ve anne olma.... Sanırım Türk kafa yapısı henüz bir Séverine'e alışkın değil...

2 comments:

İnsanat said...

Belle de Jour ve Kupa Kızı zaten birbirlerine yakın olması beklenemeyecek eserler.Sonuçta Luis Bunuel'den bahsediyoruz.

The Daughter of God and Alexandre Dumas said...

İkisini üst üste izlediğim için söylüyorum, filmin ilk 2 akt'ı sahne sahne, plan plan aynı, izle fark edeceksin!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails