Friday, May 14, 2010
Cin cin çıkacak cin çıkacak/ Farewell to Jeans
Bugün buradan son altı aydır verdiğim bir kararı sizinle paylaşıp ona bir resmiyet katmak istiyorum ki, tersini yaptığımı görürseniz bana "çık çık" deyin, ben de korkumdan yapamayayım.
I want to write here a decision that I made some time ago, to make it official so I won't break it, or I'd be embarassed in front of everyone.
Mesela sigarayı bırakmak filan değil, ama bir şeyleri bırakmak yine de, bıraktığım şey ise kot. Haliyle her genç gibi benim de en çok kullandığım şeylerden biri kot(du). Neden? Çünkü uğraşı yok çek kotu üstüne de bir t-shirt çık dışarı, ütü derdi yok falan filan. Kota dair iyi sadece bunları bulabilirken sevmediğim dünyalarca yönü var: Üniforma gibi, kesimi eskiltmesi filan bile kişisel olmasına yetmiyor, herkes niye böyle diyor bilmiyorum ama rahatsızlar ve hareketi sınırlıyorlar, yazın hayatta giymem zaten çok terletiyor, düşük bel modası yüzünden berbat görüntüler vermemek için ciddi çaba harcamam gerekiyor vs. vs... Öyle bir gına geldi ki bu kotlardan, belgeselimi çekerken bile kot yerine kadife ya da haki pantalonumu giydim hep, hem çok rahatlar, hem sıcak tutuyorlar, hem de kot değiller. Sağolsun sonunda geç de olsa rahatlığına kapılıp ısındığım taytlar da bu değişimi kolaylaştırdı, ve kotlarımı tamamen bıraktım arkadaşlar, size de öneririm!
It's not about quitting to smoke, but something similar in my point of view. The things in question is the jeans that we all wear all the time. As every young person in the world, jeans are the thing I wore the most. Why? Because it's easy just to put on a jean and a t-shirt and go out, and it doesn't have to be ironed. But instead of these two, all I can think about them are baaaad: It's like an uniform, no matter what cut or what it has on it, it still is the same thing that everyone wears, it's uncomfortable and limiting (as you cannot do a lot of actions comfortably in it), in the summer it is literary a pain in the ass and so on... I'm so fed up with them that I quit it all together that I even didn't wear them when I shot my documentary, instead I wore my khakis or velvet pants, they are more comfortable and keep you warm. The leggings that took a lot of them for me to accept, were also a big help, so six months ago, I quit my jeans and put them on the most far corner of my wardrobe (if you see my huge wardrobe, you'll know that it's a huge deal!). I also recommend you the same!
En son ne zaman kot giydiğimi inan ki hatırlamıyorum, daha çok uzun bir süre de giymeyi düşünmüyorum, oh be dünya varmış... Bir de bu cin çıkarma konusunu konuşurken De Facto'nun De Chino'larından bahsetmeden geçemeyeceğim. Bir kere çok rahatlar, kumaş olmasına rağmen benim gibi ütüden nefret ediyorsanız ütüsüz de giyiliyor, hiç problem değil, çok kalın sayılmazlar ama kışın da içine çorapla giydim üşütmedi, bir de ister spor ayakkabı t-shirtle giyin günlük olsun, ister güzel bir gömlekle giyin iş kıyafeti olsun. Çeşidi de bol sırf o kumaşlar değil, haki, kadife, daha parlak iş pantalonu olarak değerlendirebileceğim türleri. Ve sadece 20 lira! Öneririm (bu arada, hayır De Facto'dan bu yazı için para almadım:P).
I don't even remember the last time I wore them and am quite happy without them. (The rest of this paragraph is about a store that I don't know if you have in your country, so I leave this out)
Son olarak size alışveriş çılgınlığımın son güzelliğini göstermek istiyorum, elbiseye aşık oldum. Zaten çocukluktan beri en sevdiğim şey olan çiçek deseni ve dantelin moda olması da işimi çok kolaylaştırıyor kıyafet bulma konusunda. Ama denizci temasına, çok sevdiğim ve yıllarca çizgili giydiğim halde hiç bulaşmıyorum, o kadar da sokaktaki herkesle aynı olmamak lazım ya! Yarın kuzucuğumun doğumgünü var, hava güzel olursa elbiseyi oraya giyeceğim, yehuuu!
Last of all, I want to show you the latest product of my shopping frenzy, I'm so in love with this dress. Flower prints and also laces are my favorite since I was a child, so this year's trend makes my shoppings quite easier. But, even though I like it very much and wear it for years and year, I will not adopt the marine trend, because it is also like an uniform right now. Tomorrow is my lamb's b-day, I hope to wear it if the weather is good:)
Merak edenler için, odam genelde prenses temasında, ama, evet aynanın yanında gördüğünüz şey bir voodoo bebeği:D
For those who wander, yes I have a princess room and, yes, the thing you see near the mirror is a voodoo doll:D
Hadi, yaz geldi, siz de atın kotları!
Come on, it's summer, leave your jeans behind and start fresh!
I want to write here a decision that I made some time ago, to make it official so I won't break it, or I'd be embarassed in front of everyone.
Mesela sigarayı bırakmak filan değil, ama bir şeyleri bırakmak yine de, bıraktığım şey ise kot. Haliyle her genç gibi benim de en çok kullandığım şeylerden biri kot(du). Neden? Çünkü uğraşı yok çek kotu üstüne de bir t-shirt çık dışarı, ütü derdi yok falan filan. Kota dair iyi sadece bunları bulabilirken sevmediğim dünyalarca yönü var: Üniforma gibi, kesimi eskiltmesi filan bile kişisel olmasına yetmiyor, herkes niye böyle diyor bilmiyorum ama rahatsızlar ve hareketi sınırlıyorlar, yazın hayatta giymem zaten çok terletiyor, düşük bel modası yüzünden berbat görüntüler vermemek için ciddi çaba harcamam gerekiyor vs. vs... Öyle bir gına geldi ki bu kotlardan, belgeselimi çekerken bile kot yerine kadife ya da haki pantalonumu giydim hep, hem çok rahatlar, hem sıcak tutuyorlar, hem de kot değiller. Sağolsun sonunda geç de olsa rahatlığına kapılıp ısındığım taytlar da bu değişimi kolaylaştırdı, ve kotlarımı tamamen bıraktım arkadaşlar, size de öneririm!
It's not about quitting to smoke, but something similar in my point of view. The things in question is the jeans that we all wear all the time. As every young person in the world, jeans are the thing I wore the most. Why? Because it's easy just to put on a jean and a t-shirt and go out, and it doesn't have to be ironed. But instead of these two, all I can think about them are baaaad: It's like an uniform, no matter what cut or what it has on it, it still is the same thing that everyone wears, it's uncomfortable and limiting (as you cannot do a lot of actions comfortably in it), in the summer it is literary a pain in the ass and so on... I'm so fed up with them that I quit it all together that I even didn't wear them when I shot my documentary, instead I wore my khakis or velvet pants, they are more comfortable and keep you warm. The leggings that took a lot of them for me to accept, were also a big help, so six months ago, I quit my jeans and put them on the most far corner of my wardrobe (if you see my huge wardrobe, you'll know that it's a huge deal!). I also recommend you the same!
En son ne zaman kot giydiğimi inan ki hatırlamıyorum, daha çok uzun bir süre de giymeyi düşünmüyorum, oh be dünya varmış... Bir de bu cin çıkarma konusunu konuşurken De Facto'nun De Chino'larından bahsetmeden geçemeyeceğim. Bir kere çok rahatlar, kumaş olmasına rağmen benim gibi ütüden nefret ediyorsanız ütüsüz de giyiliyor, hiç problem değil, çok kalın sayılmazlar ama kışın da içine çorapla giydim üşütmedi, bir de ister spor ayakkabı t-shirtle giyin günlük olsun, ister güzel bir gömlekle giyin iş kıyafeti olsun. Çeşidi de bol sırf o kumaşlar değil, haki, kadife, daha parlak iş pantalonu olarak değerlendirebileceğim türleri. Ve sadece 20 lira! Öneririm (bu arada, hayır De Facto'dan bu yazı için para almadım:P).
I don't even remember the last time I wore them and am quite happy without them. (The rest of this paragraph is about a store that I don't know if you have in your country, so I leave this out)
Son olarak size alışveriş çılgınlığımın son güzelliğini göstermek istiyorum, elbiseye aşık oldum. Zaten çocukluktan beri en sevdiğim şey olan çiçek deseni ve dantelin moda olması da işimi çok kolaylaştırıyor kıyafet bulma konusunda. Ama denizci temasına, çok sevdiğim ve yıllarca çizgili giydiğim halde hiç bulaşmıyorum, o kadar da sokaktaki herkesle aynı olmamak lazım ya! Yarın kuzucuğumun doğumgünü var, hava güzel olursa elbiseyi oraya giyeceğim, yehuuu!
Last of all, I want to show you the latest product of my shopping frenzy, I'm so in love with this dress. Flower prints and also laces are my favorite since I was a child, so this year's trend makes my shoppings quite easier. But, even though I like it very much and wear it for years and year, I will not adopt the marine trend, because it is also like an uniform right now. Tomorrow is my lamb's b-day, I hope to wear it if the weather is good:)
Merak edenler için, odam genelde prenses temasında, ama, evet aynanın yanında gördüğünüz şey bir voodoo bebeği:D
For those who wander, yes I have a princess room and, yes, the thing you see near the mirror is a voodoo doll:D
Hadi, yaz geldi, siz de atın kotları!
Come on, it's summer, leave your jeans behind and start fresh!
Fotoğraflı Cumalar- Photography Friday- I ♥ National Geographic
Çocukken en çok okuduğum dergiler hep gezi dergileriydi, hala da öyle. Çocukken bir gün National Geographic'e fotoğraf çekip yazı yazmayı hayal ederdim, bu hayal de hiç değişmedi. Gezeceğim, göreceğim, bir de üstüne para alacağım, daha ne olsun! (Belgesel ilgimin nedeni buradan da belli olabilir)
As a child, I always read travel magazines, I still do. As a child, I always dream to be a National Geographic writer, I still do. I'd travel, see and they will pay for it, what else can I want! (This shows the reasons of my interest in documentaries surely)
İşte çalışırken de, boş bulduğum her vakitte National Geographic'in fotoğraf galerine dalar, orada kaybolur, kendime geldiğimde bir ofiste olduğumu fark eder, bunalırdım. Umarım bundan sonra, kafamı kaldırıp kendime gelince beni bunaltmayacak sevdiğim bir iş bulurum.
When I worked, I looked at National Geographic galleries whenever I have free time, totally lost in space and time, and unfortunately found myself in an office when I wake up from the daydreams and got depressed. I hope my future job will not depress me every time I wake myself up from those fancies.
İşte bu yüzden bu haftanın fotoğrafları National Geographic dergisinden geliyor, 2003 Aralık sayısından, fotoğrafçı Pablo Corral Vega, tangoya var mısınız?
So, this week will see photographs from National Geographic Magazine, 2003 December issue, photographer Pablo Corral Vega, are you ready to tango?
As a child, I always read travel magazines, I still do. As a child, I always dream to be a National Geographic writer, I still do. I'd travel, see and they will pay for it, what else can I want! (This shows the reasons of my interest in documentaries surely)
İşte çalışırken de, boş bulduğum her vakitte National Geographic'in fotoğraf galerine dalar, orada kaybolur, kendime geldiğimde bir ofiste olduğumu fark eder, bunalırdım. Umarım bundan sonra, kafamı kaldırıp kendime gelince beni bunaltmayacak sevdiğim bir iş bulurum.
When I worked, I looked at National Geographic galleries whenever I have free time, totally lost in space and time, and unfortunately found myself in an office when I wake up from the daydreams and got depressed. I hope my future job will not depress me every time I wake myself up from those fancies.
İşte bu yüzden bu haftanın fotoğrafları National Geographic dergisinden geliyor, 2003 Aralık sayısından, fotoğrafçı Pablo Corral Vega, tangoya var mısınız?
So, this week will see photographs from National Geographic Magazine, 2003 December issue, photographer Pablo Corral Vega, are you ready to tango?
Street Dancers
Photograph by Pablo Corral VegaStreet dancers sizzle in San Telmo, putting private moments on public display—theatrics that keep donations flowing from passersby. The number of visitors to Argentina from abroad rose by 58 percent in the past decade, peaking at three million in 2002 as the nation's currency slumped. The sweet temptress tango helps keep them coming back.
Tango Studio
Photograph by Pablo Corral Vega"Tango is therapy," says Jorge Martorello, practicing a dance pose at the well-known Rodolfo Dinzel studio in Buenos Aires—a place offering both solace and job training when many must eke out life on the streets.
Buenos Aires Tango
Photograph by Pablo Corral VegaSensual. Moving. A way to mourn, or to escape. Such are the allures of tango, the salacious dance and somber song of Buenos Aires bordellos in the late 1800s. Today, in Argentina, tango's age-old themes remain unblemished: Remembering love, lamenting loss.
These photographs and captions appeared in the December 2003 National Geographic article "And Still They Tango."
Tango Dancers
Photograph by Pablo Corral VegaA rainy day leaves empty tables, but the show goes on as Natalia Pastorino and Alejandro Nievas tango at El Balcón, a club in Buenos Aires's San Telmo district. "There's a lot of sadness in our country," says Pastorino, "but when you dance, you forget. You focus on your partner, on the music. You dance with your heart."
Tango Musicians
Photograph by Pablo Corral VegaJosé Libertella (left) and Luis Stazo of Sexteto Mayor roll out passion from the bandoneon, the squeeze-box brought to Argentina by European immigrants that gives tango its distinctive sound.
Tango Musicians
Photograph by Pablo Corral VegaFeelings flow like wine at Lo de Roberto, where locals step up to share life lessons through soulful songs. Early tango lyricists wrote in expressive Lunfardo, a Buenos Aires slang reflecting the gritty urban themes of betrayal, poverty, and misery. But tango sometimes hits a sweeter note, with tunes that uplift and lyrics of celebration rather than defeat.
Siz de şu anda Buenos Aires'te olmak istemediniz mi?
Do you also want to be in Buenos Aires right now?
Orijinal makale ve daha fazla fotoğraf için: ©Pablo Corral Vega-National Geographic
Original story and more photos: ©Pablo Corral Vega-National Geographic
Thursday, May 13, 2010
Şiir
Cemal Süreya'dan Kısa Türkiye Tarihi...
KISA TÜRKİYE TARİHİ I
Zeytinin dali;
Celaliyim
Celalisin
Celali
KISA TÜRKİYE TARİHİ II
Üç anayasa
ortasında büyüdün:
Biri akasya
Biri gül
Biri zakkum
KISA TÜRKİYE TARİHİ III
Türkiye'nin adı,
Soyadı yasasından beri
Atatürk adından soyutlanamadı:
1930'lu yıllarda
Etitürkiye;
1940'lı yıllarda
Atetürkiye;
1950'li yıllarda
Ûditürkiye;
1960'lı yıllarda
Ötetürkiye;
1970'li yıllarda
Atatürkiye;
1980'li yıllarda
Adıtürkiye;
Mavi yolculuklar var bir de,
O yunani güzel yolculuklarda,
Hemen her zaman:
Adatürkiye.
KISA TÜRKİYE TARİHİ VI
O yıllarda ülkemizde
Çeşitli hükümlerle
Yetmiş iki dilden
İkisi yasaklanmıştı:
İkincisi Türkçe.
KISA TÜRKİYE TARİHİ V
Kahvede subay yok,
Bu nasıl iştir!
Bir de Yakındoğu'daki dillere ilişkin bir şiir, Oteller Hanlar Hamamlar İçin Sürekli Şiir'den
V
Yakındoğu'nun düpedüz İtalyancası: Farsça
Yakındoğu'nun zengin Fransızcası: Arapça
Yakındoğu'nun duru İngilizcesi: Türkçe
Yakındoğu'nun dallı İspanyolcası: Kürtçe
Yakındoğu'nun kırık Portekizcesi: Lazca
Yakındoğu'nun yatay Çincesi: Ürgüp, Görme
Yakındoğu'nun sıcak ve çılgın esperantosu: pazaryeri,
Hani geçen sayıda ondan söz etmiştim de
*Ben hep Farsça'yı Fransızca'ya benzetirdim, ama olsun...
KISA TÜRKİYE TARİHİ I
Şelaleye
DüşmüştürZeytinin dali;
Celaliyim
Celalisin
Celali
KISA TÜRKİYE TARİHİ II
Üç anayasa
ortasında büyüdün:
Biri akasya
Biri gül
Biri zakkum
KISA TÜRKİYE TARİHİ III
Türkiye'nin adı,
Soyadı yasasından beri
Atatürk adından soyutlanamadı:
1930'lu yıllarda
Etitürkiye;
1940'lı yıllarda
Atetürkiye;
1950'li yıllarda
Ûditürkiye;
1960'lı yıllarda
Ötetürkiye;
1970'li yıllarda
Atatürkiye;
1980'li yıllarda
Adıtürkiye;
Mavi yolculuklar var bir de,
O yunani güzel yolculuklarda,
Hemen her zaman:
Adatürkiye.
KISA TÜRKİYE TARİHİ VI
O yıllarda ülkemizde
Çeşitli hükümlerle
Yetmiş iki dilden
İkisi yasaklanmıştı:
İkincisi Türkçe.
KISA TÜRKİYE TARİHİ V
Kahvede subay yok,
Bu nasıl iştir!
Bir de Yakındoğu'daki dillere ilişkin bir şiir, Oteller Hanlar Hamamlar İçin Sürekli Şiir'den
V
Yakındoğu'nun düpedüz İtalyancası: Farsça
Yakındoğu'nun zengin Fransızcası: Arapça
Yakındoğu'nun duru İngilizcesi: Türkçe
Yakındoğu'nun dallı İspanyolcası: Kürtçe
Yakındoğu'nun kırık Portekizcesi: Lazca
Yakındoğu'nun yatay Çincesi: Ürgüp, Görme
Yakındoğu'nun sıcak ve çılgın esperantosu: pazaryeri,
Hani geçen sayıda ondan söz etmiştim de
*Ben hep Farsça'yı Fransızca'ya benzetirdim, ama olsun...
Cannes Film Festivali 1. Gün- Cannes Film Festival First Day
İşte bir Cannes Film Festivali yazısıyla kadar karşınızdayım arkadaşlar. İlk güne şöyle bir bakalım, kırmızı halıyı deşelim, detayları keşfedelim...
Here I am with another Cannes post. Let's look at the first day, discover the styles on the red carpet and lay down some details...
Cannes Film Festivali gündüz basın konferansıyla başladı. Daha sade ve pastel tonlarda kıyafetler tercih edilmişti, benim gözdem ise açılış filmi 'Robin Hood'un basın konferansında Cate Blanchett'ın giydiği Armani, elbise güzel, ama asıl olay cekette, enfes valla. Ayrıca ayakkabılardaki siyah detaya dikkat!
Cannes Film Festival starts with press conferences. Usually simpler clothes in pastel tones were the choice and my favorite is the opening film 'Robin Hood's actress Cate Blachett's incredible Armani, the dress is awesome, and the jacket, oh the jacket! And please pay attention to the black detailing in the shoes!
Gelelim açılış töreni kırmızı halısına. Bu yıl kuyruklu ve kabarık elbiselerin egemenliği var desem hiç yalan söylemiş olmam. Festival Sarayı'na merdivenle çıkıldığı ve merdivenin iki tarafında binlerce fotoğrafçı olduğu düşünülürse, ne kadar mantıklı bir seçim karar veremedim, merdivenlerden çıkarken etekleri toplamak için kameralar önünde domalma durumu oldu ki, bundan en çok Eva Longoria çekti benim görebildiğim kadarıyla. Benicio del Toro'nun fotoğraf çekiminde Kate Beckinsale'in 2 metrelik eteğine basması da, yakaladığım komik başka bir detay. Gelelim fotoğraflara:
Now the red carpet. This year is undoubtedly the year of trails and skirts with lots of volume. But when you think that the starts should climb the stairs to go to the Festival Palace, I wonder if it was really a good choice, since there are hundreds of photographers near the stairs and the stars needed to kneel down to gather the skirt together, they were funny poses, especially by Eva Longoria. And Benicio del Toro stepped on Kate Beckinsale's 2 meter long trail, so maybe that wasn't the best idea after all. Let's look at some pictures now:
Cannes'ın ilk günü favorim kesinlikle Aishwarya Rai, kabarık etek modasına kendi kültürü hatırlatan işlemeli yaklaşımı beni benden aldı. Bu kadın ne zaman Cannes'a gelse, herkesin başını döndürüyor zaten!
My favorite from the first day at Cannes is definitely Aishwarya Rai. Not only she followed the volumed skirts fashion, but she put her own heritage with gorgeous embroideries. She was just stunning as always.
Önce jüriden başlayalım, Marchesa marka tüllü elbisesiyle Kate Beckinsale. Sevdim mi? Sevdim!
Kate Beckinsale, also in jury with her Marchesa gown. Did I like it? I sure do!
Kendisine bayağı zorluk yaratan Pucci'siyle Eva Longoria. Evet, bunu da sevdim, itiraf edeyim.
Eva Longoria's huge Pucci dressi that caused her some hard time. Yes, I love it!
Alexander McQueen'iyle Cate Blanchett. Beğendim mi, hayır hiç beğenmedim hem de!
Cate Blanchett in Alxander McQueen. Did I like it? No, not at all!
Gucci elbisesiyle Salma Hayek. Beğendim mi, eehhh...
Salma Hayek in Gucci. Did I like it, ehhh, comme-ci comme ça....
Şarap tadında yaşlandıkça güzelleşen kadın Helen Mirren. Yine çok şık, ama bu yılki Oscar ve Golden Globe'larda çok daha hoştu. Kameralara poz verirken durup eşi Taylor Hackford'la öpüşmesi çok hoştu. Altın Portakal'a geldiklerinde de fark etmiştim, çok hoş bir çiftler, darısı hepimizin başına:)
And a woman like wine Helen Mirren. She is as always very elegant, but I prefer her gowns at the Oscars and the Golden Globe to tell you the truth. She and his husband Taylor Hackford were very cute kissing and posing to the cameras.
Son olarak, Fransa'nın yaşayan bence en önemli kadını, görsem de önünde saygıyla eğilsem dediğim, Fransız Yeni Dalga'sının tek kadın yönetmeni Agnes Varda.
And, for me the most important French woman that lives today, the only woman director of the French New Wave Agnes Varda.
Gelelim benim açılış töreniyle ilgili izlenimlerime. Bu yıl, İran'daki ayaklanmayı filme çekme bahanesiyle uzun süre hapis yatan ve şu anda ev hapsinde olan yönetmen Jafar Panahi jürinin onur üyesiydi, ülkesinden çıkamadığı için Panahi Cannes'da yoktu, ama jürilerin arasında boş bir sandalyede ismi duruyordu ve açılış töreninde ismi söylenince epey alkış aldı. Scorcese, Spielberg gibi dünyanın en ünlü yönetmenleri daha önce kendisi için imza kampanyaları da düzenlemişlerdi, hatta Fransa Kültür Bakanı Mitterand bizzat İran Dışişleri Bakanlığı'yla Panahi için görüşmüştü (Kültür Bakanı dediğin böyle olmalı tabii!). Festivalde yapılan bu jest ve desteği çok anlamlı buldum. Bunun dışında bir film festivalinin ülkenin kültürüne ne kadar katkıda bulunabileceğini bir kez daha görmüş oldum, Hollywood ünlülerinin çoğu şakır şakır Fransızca konuşuyorlardı, Robin Hood açılış konuşmasını Cate Blanchett elindeki kağıttan Fransızca olarak okudu mesela ( Amerikalıların yabancı dil konusuna önem vermediğini düşünürsek...). Törenin açılışı hommage olarak Tim Burton'ın film müziklerinden bir potporiyle başladı, Cannes Film Festivali açılış töreninde Beterböcek'in müziğinin çalınacağı hiç aklıma gelmezdi. Solist de Tim Burton filmlerinden kaçmış gibiydi, çok hoş bir gösteri oldu.
Now, my impressions on the opening ceremony. This year Jafar Panahi, the Iranian director who still is at home detention for his film that the authorities though to be about the Iranian uprising is the honorary jury member this year. As he cannot leave his country, he was absent in the festival, but the jury has an empty seat with his name on it and when he was announced, there were long applauses. Before, the most famous directors including Scorcesse and Spielberg signed a petition to end his imprisonment and even French Minister of Culture Mitterand talked with the Iranian Foreign Affairs Minister about the subject. I found this hommage and support very meaningful. The second thing is that it made me see one more time how much festivals add to a country's culture. Almost all of the top American starts talked in French, Cate Blanchett made her opening speech in French reading from a paper. (It's a huge deal considering Americans are not very interested in foreign languages). The ceremony started as an hommage to the head of the jury with a mash-up of Tim Burton's soundtracks. The singer herself was as she was out of a Burton movie and the performance was very fun. I wouldn't think that I'd hear Bettlejuice's soundtrack in Cannes:)
Son olarak yarışma filmleri, filmlerden küçük fragmanları izledikten sonra ben Abbas Kiarostami'nin 'Copie Conforme'u kazanır derim, ayrıca Matthieu Amalric'in şişmanca burlesque dansçılarını anlattığı (anladığım kadarıyla) filmi 'Tournée'yi çok merak ettim. Bunun dışında ilk başta gözüme çarpanlar; Im Sangsoo'nun 'The Housemaid'i, Innaritu'nun 'Biutiful'u ve Takeshi Kitano'nun 'Outrage'ı. Son olarak, Ken Loach'un 'Route Irish' filminin son dakikada yarışmaya dahil edilmesini garip bulduğumu söylemek istiyorum. Yetişmedi festivale denmişti daha önce, son anda yetiştirdi demek ki.
At last, after seeing small clips from competition films, I would say that Abbas Kairostami's 'Copie Conforme' seems like the favorite this year, also Matthieu Amalric's 'Tournée' which seemed to tell the story of fat burlesque dancers raised my interest. Besides these, the first films that caught my glance are Im Sangsoo's 'The Housemaid', Innaritu's 'Biutiful' and Takeshi Kitano's 'Outrage'. A final note, Ken Loach's 'Route Irish' entered the competition in the last minute. I heard that Loach cannot finish the film in time, but apparently he did.
Şimdilik bu kadar, ödül töreninde görüşmek üzere...
That's all for today, I'll return for the award ceremony...
Here I am with another Cannes post. Let's look at the first day, discover the styles on the red carpet and lay down some details...
Cannes Film Festivali gündüz basın konferansıyla başladı. Daha sade ve pastel tonlarda kıyafetler tercih edilmişti, benim gözdem ise açılış filmi 'Robin Hood'un basın konferansında Cate Blanchett'ın giydiği Armani, elbise güzel, ama asıl olay cekette, enfes valla. Ayrıca ayakkabılardaki siyah detaya dikkat!
Cannes Film Festival starts with press conferences. Usually simpler clothes in pastel tones were the choice and my favorite is the opening film 'Robin Hood's actress Cate Blachett's incredible Armani, the dress is awesome, and the jacket, oh the jacket! And please pay attention to the black detailing in the shoes!
Gelelim açılış töreni kırmızı halısına. Bu yıl kuyruklu ve kabarık elbiselerin egemenliği var desem hiç yalan söylemiş olmam. Festival Sarayı'na merdivenle çıkıldığı ve merdivenin iki tarafında binlerce fotoğrafçı olduğu düşünülürse, ne kadar mantıklı bir seçim karar veremedim, merdivenlerden çıkarken etekleri toplamak için kameralar önünde domalma durumu oldu ki, bundan en çok Eva Longoria çekti benim görebildiğim kadarıyla. Benicio del Toro'nun fotoğraf çekiminde Kate Beckinsale'in 2 metrelik eteğine basması da, yakaladığım komik başka bir detay. Gelelim fotoğraflara:
Now the red carpet. This year is undoubtedly the year of trails and skirts with lots of volume. But when you think that the starts should climb the stairs to go to the Festival Palace, I wonder if it was really a good choice, since there are hundreds of photographers near the stairs and the stars needed to kneel down to gather the skirt together, they were funny poses, especially by Eva Longoria. And Benicio del Toro stepped on Kate Beckinsale's 2 meter long trail, so maybe that wasn't the best idea after all. Let's look at some pictures now:
My favorite from the first day at Cannes is definitely Aishwarya Rai. Not only she followed the volumed skirts fashion, but she put her own heritage with gorgeous embroideries. She was just stunning as always.
Önce jüriden başlayalım, Marchesa marka tüllü elbisesiyle Kate Beckinsale. Sevdim mi? Sevdim!
Kate Beckinsale, also in jury with her Marchesa gown. Did I like it? I sure do!
Kendisine bayağı zorluk yaratan Pucci'siyle Eva Longoria. Evet, bunu da sevdim, itiraf edeyim.
Eva Longoria's huge Pucci dressi that caused her some hard time. Yes, I love it!
Alexander McQueen'iyle Cate Blanchett. Beğendim mi, hayır hiç beğenmedim hem de!
Cate Blanchett in Alxander McQueen. Did I like it? No, not at all!
Gucci elbisesiyle Salma Hayek. Beğendim mi, eehhh...
Salma Hayek in Gucci. Did I like it, ehhh, comme-ci comme ça....
And a woman like wine Helen Mirren. She is as always very elegant, but I prefer her gowns at the Oscars and the Golden Globe to tell you the truth. She and his husband Taylor Hackford were very cute kissing and posing to the cameras.
Son olarak, Fransa'nın yaşayan bence en önemli kadını, görsem de önünde saygıyla eğilsem dediğim, Fransız Yeni Dalga'sının tek kadın yönetmeni Agnes Varda.
And, for me the most important French woman that lives today, the only woman director of the French New Wave Agnes Varda.
Gelelim benim açılış töreniyle ilgili izlenimlerime. Bu yıl, İran'daki ayaklanmayı filme çekme bahanesiyle uzun süre hapis yatan ve şu anda ev hapsinde olan yönetmen Jafar Panahi jürinin onur üyesiydi, ülkesinden çıkamadığı için Panahi Cannes'da yoktu, ama jürilerin arasında boş bir sandalyede ismi duruyordu ve açılış töreninde ismi söylenince epey alkış aldı. Scorcese, Spielberg gibi dünyanın en ünlü yönetmenleri daha önce kendisi için imza kampanyaları da düzenlemişlerdi, hatta Fransa Kültür Bakanı Mitterand bizzat İran Dışişleri Bakanlığı'yla Panahi için görüşmüştü (Kültür Bakanı dediğin böyle olmalı tabii!). Festivalde yapılan bu jest ve desteği çok anlamlı buldum. Bunun dışında bir film festivalinin ülkenin kültürüne ne kadar katkıda bulunabileceğini bir kez daha görmüş oldum, Hollywood ünlülerinin çoğu şakır şakır Fransızca konuşuyorlardı, Robin Hood açılış konuşmasını Cate Blanchett elindeki kağıttan Fransızca olarak okudu mesela ( Amerikalıların yabancı dil konusuna önem vermediğini düşünürsek...). Törenin açılışı hommage olarak Tim Burton'ın film müziklerinden bir potporiyle başladı, Cannes Film Festivali açılış töreninde Beterböcek'in müziğinin çalınacağı hiç aklıma gelmezdi. Solist de Tim Burton filmlerinden kaçmış gibiydi, çok hoş bir gösteri oldu.
Now, my impressions on the opening ceremony. This year Jafar Panahi, the Iranian director who still is at home detention for his film that the authorities though to be about the Iranian uprising is the honorary jury member this year. As he cannot leave his country, he was absent in the festival, but the jury has an empty seat with his name on it and when he was announced, there were long applauses. Before, the most famous directors including Scorcesse and Spielberg signed a petition to end his imprisonment and even French Minister of Culture Mitterand talked with the Iranian Foreign Affairs Minister about the subject. I found this hommage and support very meaningful. The second thing is that it made me see one more time how much festivals add to a country's culture. Almost all of the top American starts talked in French, Cate Blanchett made her opening speech in French reading from a paper. (It's a huge deal considering Americans are not very interested in foreign languages). The ceremony started as an hommage to the head of the jury with a mash-up of Tim Burton's soundtracks. The singer herself was as she was out of a Burton movie and the performance was very fun. I wouldn't think that I'd hear Bettlejuice's soundtrack in Cannes:)
Son olarak yarışma filmleri, filmlerden küçük fragmanları izledikten sonra ben Abbas Kiarostami'nin 'Copie Conforme'u kazanır derim, ayrıca Matthieu Amalric'in şişmanca burlesque dansçılarını anlattığı (anladığım kadarıyla) filmi 'Tournée'yi çok merak ettim. Bunun dışında ilk başta gözüme çarpanlar; Im Sangsoo'nun 'The Housemaid'i, Innaritu'nun 'Biutiful'u ve Takeshi Kitano'nun 'Outrage'ı. Son olarak, Ken Loach'un 'Route Irish' filminin son dakikada yarışmaya dahil edilmesini garip bulduğumu söylemek istiyorum. Yetişmedi festivale denmişti daha önce, son anda yetiştirdi demek ki.
At last, after seeing small clips from competition films, I would say that Abbas Kairostami's 'Copie Conforme' seems like the favorite this year, also Matthieu Amalric's 'Tournée' which seemed to tell the story of fat burlesque dancers raised my interest. Besides these, the first films that caught my glance are Im Sangsoo's 'The Housemaid', Innaritu's 'Biutiful' and Takeshi Kitano's 'Outrage'. A final note, Ken Loach's 'Route Irish' entered the competition in the last minute. I heard that Loach cannot finish the film in time, but apparently he did.
Şimdilik bu kadar, ödül töreninde görüşmek üzere...
That's all for today, I'll return for the award ceremony...
Wednesday, May 12, 2010
Cannes Film Festivali/Festival De Cannes
Dün facebook'tan bir mesaj geldi, "Hey kızlar, Cannes'daysanız görüşelim" şeklinde, İngiliz Eurimages'da çalışan bir tanıdığımdan, içimden "nerdeeee" dedim, ben ancak açar NTV'yi oradan izlerim. Bir içime oturdu ama.
Yesterday I got a message in facebook from a friend asking if I was in Cannes. I said "yeah, I wish" but I envied her a lot.
63. Cannes Film Festivali bugün açılış töreniyle başlıyor. Oscar moskar bahane arkadaşlar, olay Cannes'dır, o yüzden ben her sene çılgıncasına takip ediyorum, yine de edeceğim. Bu yıl yine festivali NTV veriyor, bugün 19.30'da açılış törenini kaçırmayın derim. Kırmızı halı, yıldızlar, elbiseler, oooh en sevdiğim tarafı:) Festival 23'ünde bitiyor, NTV ödül törenini de verir herhal, ben saatini öğrenince yine buradan söylerim.
The 63. Cannes Film Festival starts today with the opening ceremony. You know that Oscar is just an empty balloon,right, Cannes is the real thing, so I'm all ears when it comes to Cannes as every year. The festival will end at the 23th with the prize ceremony.
Efenim bu yıl hiç Türk film yok yarışmada, alışmıştık biz oysa ki her yıl bir Türk'ün bir şey kazanmasına. Gerçi bu yıl ne gidebilirdi diye düşününce, aklıma özel bir film gelmedi açıkçası, bu yıl biraz vasat mı geçti ne Türk Sineması için? Neyse efenim, jüri başkanı Tim Burton. Ohoooy! (Sevdiğim bir nidadır). Yine yarışma jürisinde Kate Beckinsale (ne alaka, bir tane güzel kadın koyuyorlar işte), Alberto Barbera, Emmanuel Carrere, Alexandre Desplat, Victor Erice, Shekhar Kapur, Giovanna Mezzogiorno ve aşkım, yakışıklım erkekim Benicio del Toro olacakmış.
This year, there isn't any Turkish films, which is a surprise as we usually have at least one film every year for the next 5-10 years, but again, I cannot think of a Turkish film this year to go to competition. Anyway, this year's president pf the jury is Tim Burton (yeah, you heard right, weird isn't it?). The jury this year is Kate Beckinsale (again weird, but they usually put a pretty girl in the jury every year), Alberto Barbera, Emmanuel Carrere, Alexandre Desplat, Victor Erice, Shekhar Kapur, Giovanna Mezzogiorno and my love, my man Benicio del Toro.
Festival Ridley Scott'ın Robin Hood'uyla açılıyor. Bu yıl benim yarışma alanında favorilerim ise Takeshi Kitano, Inarritu ve Abbas Kiarostami. Bir sürpriz olmazsa bu üçünden biri alır diyorum ben. Ayrıca 'Un Certain Regard' kategorisinde, yeni tanıyıp aşık olduğum genç Godard Xavier Dolan'ın yeni filmi 'Les Amours Imaginaires' gösterilecek.
The opening film is Ridley Scott's Robin Hood. And my favorites for this year is Takeshi Kinato, Inarritu and Abbas Kiarostami. I think one of them will have the Palme d'Or if there isn't any surprise. Also, 'Un Certain Regard' will have the young Godard Xavier Dolan, that I discovered recently with his latest film 'Les Amours Imaginaires'.
Gelelim yarışma filmlerine/ Competition films:
- ANOTHER YEAR directed by Mike LEIGH
- BIUTIFUL directed by Alejandro GONZÁLEZ IÑÁRRITU
- COPIE CONFORME (CERTIFIED COPY) directed by Abbas KIAROSTAMI
- DES HOMMES ET DES DIEUX (OF GODS AND MEN) directed by Xavier BEAUVOIS
- FAIR GAME directed by Doug LIMAN
- HORS LA LOI (OUTSIDE OF THE LAW) directed by Rachid BOUCHAREB
- LA NOSTRA VITA (OUR LIFE) directed by Daniele LUCHETTI
- LA PRINCESSE DE MONTPENSIER (THE PRINCESS OF MONTPENSIER) directed by Bertrand TAVERNIER
- LUNG BOONMEE RALUEK CHAT (Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives) directed by Apichatpong WEERASETHAKUL
- OUTRAGE directed by Takeshi KITANO
- POETRY directed by LEE Chang-dong
- RIZHAO CHONGQING (CHONGQING BLUES) directed by WANG Xiaoshuai
- SCHASTYE MOE (MY JOY) directed by Sergei LOZNITSA
- SZELÍD TEREMTÉS - A FRANKENSTEIN TERV (TENDER SON - The Frankenstein Project) directed by Kornél MUNDRUCZÓ
- THE HOUSEMAID directed by IM Sangsoo
- TOURNÉE (ON TOUR) directed by Mathieu AMALRIC
- UN HOMME QUI CRIE (A screaming man) directed by Mahamat-Saleh HAROUN
- UTOMLYONNYE SOLNTSEM 2: PREDSTOYANIE (THE EXODUS - Burnt by the sun 2) directed by Nikita MIKHALKOV
In the finale, the trailer of Xavier Dolan's 'Les Amour Imaginaires':
Subscribe to:
Posts (Atom)

